Friday, August 24, 2012

Magnolia Bakery - Cupcake Aşkına!

New York'tan sonra Los Angeles'tan da Cup Cake haberleri geldi. Benimde kıyıda köşede bekleyen yazım artık hayat bulsun dedim. Greenwich bölgesinde bulunan bu minik fırında yapılan herşeyi yemek isteyen bünyem iki tanesini zor yedikten sonra aç gözlülüğün lüzumu yok diyerek arkasında gözü kalmış olarak terk etmişti. Ama o zamandan beri de kalbimin bir köşesinde mutlu mesut beklemedeydi Magnolia Bakery. Geçen pazar Aykut kahvaltıya gittiği yeri söylediğinde civarda ne var ne yok diye bakarken gördüm yeniden ve hemen mutlaka git pişman olmayacaksın diye kafasının etini yedim. Sonuç, cup cake aşkı! 

New York'a yolunuz düşerse uğramadan görmemeniz gereken bir bölgeye olan Greenwich'teki şubesine uğramanızı şiddetle tavsiye ediyorum.  Özellikle Friends ya da How I Met Your Mother izlemiş biriyseniz, Sıcak sıcak fırından yeni çıkmış cupcakelerinizi yerken bir yandan da bir yerlerden Ross ya da Ted çıkacak diye bekleyebilirsiniz.

Buyrun bu web sitesi:

Bunlar adresleri: 

401 Bleecker Street
New York, NY 10014


8389 West 3 rd Street 
Los Angeles, CA 90048



Aşağıdakiler de bizim naçizane anılarımız..




Bunlar da Los Angeles'tan taze gelenler.



Aykut'un çektiği kutu kapağında da New York yerine Los Angeles yazsaymış tam olacakmış ama aynı pozu çekmemizin şerefine koymak istedim bu fotoğrafı da.



Friday, August 3, 2012

30!


Ben bu pastayı çok önceden Kendin Yap adlı Facebook grubunda görmüştüm ama dün Ayşegül'ün doğum günü olunca onunla da paylaşmadan geçemedim. Kendisi renk renk pasta hamurlarının kadınıdır zira, bunu da görünce bir MACsever olarak kendinden geçmiştir eminim. Hem madem artık görücüye bir kez daha çıktı bu fotoğraf, o zaman yazımı da yazayım da tam olsun. Zaten pazar günü bu yazıyı yazmaya havam el vermeyebilir.

Şimdi fotoğraftaki bir diğer ve benim asıl nazarımı çekipte aylar öncesinde bu kayıtı oluşturmamı sağlayan ayrıntı ise "Happy 30th Mika!" notu.

Bu sene doğum günümü Friends dizisindeki Rachel'ın 30. yaşının kutlandığı doğum günü bölümüyle düşünüyorum hep elimde olmadan. O bölümü izlerken bu rakam oldukça uzaktı ama şimdi onun neler hissettiğini gayet iyi anlıyorum. Sizde hala o bölümü izlemediyseniz doğum gününüz için kendinize bu bölümü saklayabilirsiniz.

30 tuhaf bir rakam. Yaklaşmadan inanılmaz uzak gözüken, yanından geçerken korkudan öldüren ama kaçınılmaz sonun geldiği anda ise tuhaf bir dingilik veren bir sayı. Bunca sene yaşamış olma fikrini bir türlü tahayyül edemiyorum esasen. Ne zaman geçti bunca sene hiçbir fikrim yok! Ama zaman nasıl geçerse geçsin getirdikleri ve götürdükleriyle unutulmayacak öneme sahip.



Sevdiklerim ve kendim için mutlu ve sağlıklı bir sene daha diliyorum. Mümkün olduğunca daha da güzel anılar katalım birikimlerimize, fotoğraf albümlerimize gitmediğimiz yerlerin resimlerini ekleyelim, oralarda bu güne kadar yemediğimiz lezzetteki yemekleri deneyelim, insanların kalbini kırmadan huzurla geçsin günlerimiz.
Bekar arkadaşlarım hayırlısıyla evlensin, evlilerin yuvası huzurlu olsun, işsiz arkadaşlarım iş bulsun, işinden memnun olmayanlarda daha iyilerini bulsun inşallah. Ben de artık hayırlısıyla şu doktoraya devam edeyim.
Artık hayat karmamızın bizi güldürdüğü ve eğlendirdiği, olgunluklarımızın ve tecrübelerimizin hasadını toplayacağımız zamanlar başlasın o zaman.

Amin.



Tuesday, July 17, 2012

Ben Uyurken..

Evet sevgili okur, ben uyurken neler neler olmuş diye olaya gizemli bir hava katmaya çalıştığım bir gerçek. Ama işe yarar mı orasından emin değilim.


Ben Cuma akşamı başlayıp, Pazartesi akşamı sonlanan uzun ama bir o kadar da güzel bir uykudaydım. Buna kısaca - ama en kısasından- tatil demekte mümkün. Bu tatlı uykudan da ne yazık ki bu sabah uyanmak zorunda kaldım.




Türkiye'de ömrünü geçirmiş bir insan olarak Ege ve Akdeniz kıyılarından nasibi alamamış bendeniz Çeşme ve Alaçatı gibi gördükten sonra niye daha önce görülmediğine pişmanlık hissi uyandıran güpgüzel iki İzmir ilçesinde bulunma şerefine nail oldum. Yetmedi Dalyan'da buz gibi mavi sulara atladım. Bunu da buradan yazdım ki bunalıma girdiğimde "Ne günlerdi heyt be!" diyebileyim. Alaçatı'nın pembe çiçeklerine aşık oldum, Çeşme' nin dinginliğine ve dar sokaklarına hayran kaldım, Tex Mex'te hatıra fotoğrafı çektirip,hayatımın en güzel browniesini yedim, geldim. Kalbim de egede kaldı desem yalan olmaz. ( burada da yazar ince bir gönderme yapmıştır- hala orada olup da dönemeyenlere)





Akçakoca'dan gelen defne yapraklarım ben cips yapamadan önce kurudular. Bunun hüznüyle kendimi ev yapımı kuşburnu marmelatına verdim. Bir haftayı evde tatil için hazırlanarak geçirdikten sonra şimdi sırada oradan buradan yazmaya geldi nihayet. Ama günlük konusundaki beceriksizliğim burada da kendini gösterdi.

Neyse efenim, o zaman neler olup bitmiş ona deyineyim.

Google'un  kurulduğu tarihlerden beri orada var olan, Googirl diye bilinen ve bildiğimiz o meşhur sade Google arama sayfasının tasarımcısı Marissa Mayer artık Yahoo'nun CEO su olmuş, hayırlı olsun diyorum kendisine ( çokta umrunda olur mu bilmem ama). Henüz 37 yaşında olan bu hanım kızımız hem güzel hem zeki yazılımcılardan olduğu için beni daha bir etkiledi. Bir insan Google 'ı bırakıp neden gider diye de düşündüm haberi görünce. Sonra işimin başına döndüm. 37 yaşında Yahoo'nun CEO su olmak için daha çok çalışmam gerek çünkü.

Ben uyurken tatilim bitmiş, Mayer CEO olmuş... Vay be!

Sunday, June 24, 2012

Loop to Infinity!


Buy a new dress for the wedding
Buy a new pair of shoes matching the dress you've bought
Go to someone else's wedding to wear things you've bought
Buy a new pair of shoes for yourself
Relieve for a while!

Tuesday, June 12, 2012

The Espresso Book Machine



Hala elektronik kitaplara alışamamış ve kağıt-kalem bağımlısı biri olarak, kitaplarımı hep basılı halde okumayı tercih ederim. Sevdiğim cümlelerin altını çizmeyi, gittiğim her yere onları da götürmeyi,özledikçe beğendiğim kısımlara tekrar göz gezdirmeyi çok severim. Bu kadar kitap sevdalısı biri olarak bir kitap makinesi görünce önce şaşırdım, sonra da bunu dünya aleme duyurayım dedim.

The New York Times'te yayınlanan bir habere göre, oğlunda bipolar* rahatsızlığı olan bir annenin, oğlu gibi bu hastalığa yakalanmış insanlara ulaşmak adına yazdığı kitabının yerel kitapçılardan ötesine ulaşmasına sağlamış bu yöntem.

İlk olarak Dünya Bankası'ının kitapevine kurulan Espresso Book Machine, yazıcı ve tarayıcı üretimiyle tanınmış Xerox firmasınında ortaklığıyla içlerinde Londra, Tokyo,Amsterdam, Birleşik Arap Emirlikleri, Melborne, Mısır gibi yerlerin de bulunduğu 70'in üzerinde kitapevine ve kütüphaneye daha kurulmuş. 


Avantajlarına gelince, 

- Öncelikle, sadece kişilerin istediği kadar kitap basılıyor. Böylece kağıt masrafı azaldığı için hem fiyattan tasarruf ediliyor, hem de çevreye verilen zarar indirgenmiş oluyor.
- Kargo ve ulaşım ücretlerinden de kurtulmuş oluyoruz.
- Basımı artık yapılmayan kitaplara da ulaşmak bu sayede mümkün oluyor.
- Özellikle okul kitapları veya ders notları açısından bakıldığında öğrenciler için daha ekonomik olacağı da kesin.
- Tıpkı yukarıda sözü edilen İrlanda'lı anne gibi dünyanın birçok ülkesinden farklı yazarların kitaplarına da bu sistem sayesinde kolayca ulaşılabiliyor.

Basım evleri bu işe ne der bilmiyorum, cebine daha az gireceği için bu işe sıcak bakamayan insanlar olacaktır elbette ama yine de kullandığı yerlerden birinin de bizim ülkemiz olmasını diliyorum.


*Aynı insanda birbirine karşıt iki aşırı ruh halinin dönüşümlü olarak ortaya çıkmasıyla tanımlanan ağır bir duygusal rahatsızlık

Okumak istiyorum ben ya!!

 Ya bu koltukta,


Ya da daha da güzeli bu güzel oda da;




Çok okuyasım var bu aralar. Evde oturup, ya da Elif'le hayalimiz olan Akçakoca'da balkonda ayaklarımızı manzaraya karşı uzatıp, düşünme pijalarımı giyinip bütün başucu kitaplarımı okumak istiyorum biranda. Yetişemeyecekmişim, hepsini bitiremeyecekmişim gibi geliyor çünkü. Bir de sıcaklar mahvedecek bu sene gibi hissediyorum. O yüzden iyisimi serin bir yer bulup, okumaya başlamak.

Alakasız oldu ama, İkea'ya yolum düşer düşmez de bu abajurdan yapma girişimlerime başlayacağım. Önce abajuru almak lazım malum. Renkli düğmelerden bir de çanta yapma planım vardı, belki onu da hayata geçiririm bu arada.



Thursday, May 31, 2012

Şimdiki Çocuklar Bir Harika(!)



Ben 8 yaşındayken, kendi halinde bir semt ilkokuluna yürüme mesafesinde gidip gelmiş bir öğrenci olarak, İngilizce bildiğim tek tük cümleler ile adımı söyleyebilir, evet ya da hayır diye cevap verebilirdim ancak.

Dün akşam dut ağacına tırmanmış yiğenim Arda'yı kandırıp eve çıkardıktan sonra ( ki bunu başarmak için onunla marketin meyve reyonuna uğramamız gerekmişti- ne de olsa manavın kasasından alacağınız meyveler ağaçtakilerden daha az tehlikeliydi, ya da biz öyle sanıyoruz) yemek yerken klasik günün nasıl geçti muhabbetine başladık. Birden Ayça (abimin kızı olur yaşı da henüz 3! ) "Hala şaşırsa!" dedi. Ben de şaşırma ifadesi yaptım, tabii bu şaklabanlıklarım başka sıfatlarla biribirini takip etti. Üzül, sevin, mutlu ol, kork. İnanın yazıldığı kadar kolay değil bunlar. Önce şaşırmak için nelere şaşırdığınızı düşünüyorsunuz, sonra da surata o ifadeyi yerleştirmeye uğraşıyorsunuz. Ayça bu ifadeleri Türkçe söylerken, Arda da, kolejde okumanın verdiği ve İngilizce'ye olan yoğun ilgisinden ötürü bored (sıkılmış), suprised (şaşırmış), afraid (korkmuş) demeye başlamıştı ki dizzy de ben koptum. Ve yazımın başındaki yıllara döndüm. İlkokuldayken lambadayı Komefeşura koinçura kame foşera diyerek anca söyleyebilen ben, dizzy kelimesinin baş dönmesi demek olduğunu ise ancak üniversiteden sonra öğrenmiştim. Bu şokla birlikte başı dönen insanı nasıl taklit edebileceğimi bulamadığımdan oyuna da hala otoritesini kullanarak son verdim.
http://blog.talkingphilosophy.com



Aziz Nesin bu günleri görse kitabına Arda'yı da ekler miydi diye düşündüm sonra. Eve gidince yine eski kitabımı raftan alıp birkaç hikayeyi okumak lazım. Kitap demişken, ben ilkokulda tam bir Jules Verne fanatiğiydim. Şimdiki çocukların elinde ise nedense hiç görmüyorum. Artık fantastik mi kalmıyor o öyküler, yoksa Saftirik'in Günlük'leri daha mı albenili bilmiyorum ama Eren'e de (ablamın oğlu) Arda'ya da bu yaz bir Jules Verne serisi almak fena fikir değil sanırım.